Şair, yazar ve araştırmacı Asuman Susam için yazmak salt bir üretim biçimi değil; dünyayla kurduğu ilişkinin de adı. İlk şiirlerini 1990’lı yıllarda yayımlayan, şiirleri İngilizce, Fransızca, Farsça ve İspanyolcaya çevrilen Susam, şiirin yanı sıra deneme, inceleme ve belgesel sinema üzerine çalışmalarıyla da tanınıyor. 2015’te yayımlanan ve 2016 Ruhi Su Şiir Ödülü’ne değer görülen Kemik İnadı, söyleşide sık sık sözünü ettiği “kemik inadı” metaforunun da edebiyattaki karşılığı olarak hafızalarda yer ediniyor.
Libre Kültür’de yer alan habere göre Ayşe Nilay Özkan’ın hazırlayıp sunduğu Ayşe Nilay Özkan ile Defolarımız programında çocukluğundan bugüne uzanan yaşam deneyimlerini anlatan Susam, “kemik inadı”nı sadece fiziksel bir direnç değil, insanın hayata ve söze tutunma biçimi olarak tanımladı. Çocukluk yıllarında yaşadığı kalça çıkığı nedeniyle hareket kabiliyeti kısıtlanan bir çocuk olduğunu anlatan şair, bu deneyimin zamanla yazısının da omurgasına dönüştüğünü söyledi.
Programın merkezindeki “defo” kavramına ise farklı bir yerden yaklaştı şair. Bu sözcük yerine “kusur”u tercih ettiğini belirten Susam, kusurların insanı eksilten yanlar değil, onu kendine özgü kılan ve yeni yollar aramaya yönelten imkânlar olduğunu ifade etti. “Kusurların da bizi biz yapan, bizi temelde anlatan birer olanak olabileceğini düşünüyorum.” sözleriyle, eksiklik fikrini yaratıcı bir imkâna dönüştüren bakışını anlattı.
Söyleşinin en dikkat çekici cümlesi ise yazıyla kurduğu ilişkiyi özetliyordu: “Yazı bir kemik inadıdır.” Susam’a göre yazmak, vazgeçmemek kadar yarayı da inkâr etmemek ve insanın kırılganlığından yeni bir dil kurabilme cesaretini gösterebilmesidir.
Konuşmanın önemli duraklarından biri de dijital çağın edebiyat ortamıydı. Sosyal medyanın yarattığı “kakofoni”ye ve görünür olma baskısına dikkat çeken Susam, susmanın da korunması gereken bir hak olduğunu söyledi. Gürültünün dışında kalmayı tercih eden okurların hâlâ var olduğunu belirten yazar, bağımsız edebiyat ve kültür-sanat mecralarının önemine vurgu yaptı.
Edebiyat dünyasındaki eleştiri kültürü de söyleşinin öne çıkan başlıkları arasındaydı. Sertlikle kabalığın birbirine karıştırıldığını söyleyen Susam, güçlü bir eleştirinin öfkeden değil, açıklıktan ve dilin imkânlarından beslendiğini belirtti. “En sert cümleler tertemiz bir Türkçeyle de kurulabilir.” diyen şair, özellikle edebiyat ortamında zaman zaman karşılaşılan “külhani” tavrın yaratıcı düşünceyi beslemediğini ifade etti.
Son yıllarda sıkça tartışılan edebiyat kanonuna da değinen Susam, kalıcılığın sadece iyi metin yazmakla açıklanamayacağını söyledi. Yayıncılık politikalarından görünürlüğe, dönemin ruhundan okurluk ilişkilerine kadar birçok etkenin bu süreçte rol oynadığını belirten yazar, eserlerini “kanona kalma” hesabıyla üretmenin edebiyatın doğasına aykırı olduğunu savundu. Asıl önemli olanın, zamana direnebilecek sahici ve özgün bir ses kurabilmek olduğunu vurguladı.
Programın sonunda ise sözü yeniden dinlemeye getirdi. Ayşe Nilay Özkan’ın Defolarımız ile açtığı konuşma alanını “bir direniş biçimi” olarak niteleyen Asuman Susam, bugün en çok ihtiyaç duyduğumuz şeyin gerçekten dinlemek ve duyulabilmek olduğunu söyleyerek söyleşiyi tamamladı.
Kemik İnadı’ndan
kemiğin ağrısına, etten sıyrılmasına
ölümün mayası kabarırken toprakta
herkes başkasının acısıyla konuşsun
telafi yoksa teselli de yok
…
tarihten kovulmuş bir zamansızlıkta
hikâyeyi kim anlatacak peki
hatırayı hatırlamalı
Asuman Susam, Kemik İnadı, Can Yayınları, “Ücra”, s. 19.




