Meksikalı ressam Frida Kahlo’nun yaşamını kendi sözlerinden yola çıkarak anlatan Frida, sanatçının mektuplarını, günlüklerini, yazılarını ve röportajlarını merkeze alıyor. Carla Gutiérrez’in yönettiği belgesel, Kahlo’nun geçirdiği ağır kazadan Diego Rivera ile çalkantılı ilişkisine, politik tavrından fiziksel acıyı sanata dönüştürme biçimine kadar yaşamının farklı dönemlerine onun gözünden yaklaşıyor. 2024’te Sundance Film Festivali’nde prömiyer yapan ve kurgu dalında ödül kazanan film, Sundance Institute tarafından yeniden gündeme taşındı.
Frida Kahlo’nun hayatı defalarca kitaplara, filmlere ve belgesellere konu oldu. Yönetmen Carla Gutiérrez ise Frida’da çok anlatılmış bu yaşam öyküsüne farklı bir yerden bakmayı seçiyor: Kahlo’yu anlatmak yerine mümkün olduğunca Kahlo’nun kendisini konuşturuyor.
2024 Sundance Film Festivali’nin ABD Belgesel Yarışması’nda dünya prömiyerini yapan film, Kahlo’nun günlüğünden, mektuplarından, yazılarından ve basılı röportajlarından yararlanıyor. Arşiv görüntüleri ve fotoğraflar, sanatçının eserlerinden esinlenen animasyonlarla bir araya getiriliyor. Film, festivalde Jonathan Oppenheim ABD Belgesel Kurgu Ödülü’nü de kazandı.
“Frida konuşmak istiyor”
Gutiérrez, filmi hazırlamaya başladığında yaklaşık 20 yıl önce okuduğu Kahlo kitaplarına yeniden döndüğünü ve sanatçının geride bıraktığı metinlerin düşündüğünden çok daha zengin olduğunu fark ettiğini anlatıyor.
Yönetmen ve ekibi başlangıçta Kahlo’nun çevresindeki insanların anlatılarına daha fazla başvurmayı planlarken, araştırma ilerledikçe sanatçının kendi sözleri filmin merkezine yerleşiyor.
Gutiérrez bu süreci, “Frida konuşmak istiyor” sözleriyle özetliyor.
Acı, aşk ve Diego Rivera
Belgesel yalnızca Kahlo’nun resimlerine değil, özel yaşamına ve insanlarla kurduğu ilişkilere de yakından bakıyor.
Gençlik yıllarındaki ilişkileri, cinselliği ve Meksikalı duvar ressamı Diego Rivera ile yaşadığı tutkulu ve çalkantılı birliktelik, filmin önemli bölümlerini oluşturuyor. Kahlo’nun politik tavrı, sınıfsal eşitsizliklere yönelik eleştirileri ve keskin mizahı da portresinin daha az görünür taraflarını ortaya çıkarıyor.
Böylece bugün yüzü tişörtlerden çantalara kadar sayısız nesnenin üzerinde karşımıza çıkan küresel bir ikona dönüşmüş Frida Kahlo’nun arkasındaki insan yeniden görünür hale geliyor.
Ağrıdan resme uzanan yol
Kahlo’nun yaşamındaki en büyük kırılmalardan biri, 18 yaşındayken geçirdiği ağır otobüs kazasıydı. Uzun süren tedaviler ve fiziksel acı, hayatının geri kalanında sanatçıya eşlik etti.
Aylarca yatağa bağlı kaldığı dönemde resim, kendisini ifade edebilmesinin en güçlü yollarından birine dönüştü. Kendi yüzünü ve bedenini tekrar tekrar tuvale taşıması da zamanla sanatının ayırt edici özelliklerinden biri oldu.
Film, bu fiziksel acıyı yalnızca Kahlo’nun yaşamının trajik bir unsuru olarak ele almıyor; acıyla sanat arasındaki ilişkiye ve resmin onun için nasıl bir yaşama alanına dönüştüğüne de bakıyor.
Frida’yı Frida’dan dinlemek
Frida’nın ayırt edici yanı, çok iyi bilindiği düşünülen bir sanatçının hayatındaki olaylardan çok, o olayları Kahlo’nun nasıl anlattığına odaklanması.
Kahlo’nun yazıları kimi zaman öfkeli, kimi zaman ironik, kimi zaman kırılgan bir ses çıkarıyor. Film de sanatçıyı yalnızca acılarıyla özdeşleşmiş bir figür ya da popüler kültür ikonuna dönüştürmek yerine, aşkları, politik düşünceleri, mizahı, arzuları ve çelişkileriyle birlikte ele alıyor.
Ortaya, Frida Kahlo hakkında bir başkasının anlattığı biyografiden çok, Frida Kahlo’nun kendi portresini kendi sözleriyle çizdiği bir film çıkıyor.



