1. Haberler
  2. KÜLTÜR SANAT
  3. İstanbul’un hafızasını çeken adam: Ara Güler’siz sekiz yıl

İstanbul’un hafızasını çeken adam: Ara Güler’siz sekiz yıl

Ara Güler’in ölümünün üzerinden sekiz yıl geçti. “İstanbul’un Gözü” olarak anılan usta foto muhabirinin geride bıraktığı miras, milyonlarca karelik arşivinin ötesine uzanıyor. Bomontiada’daki müzesi, kitapları, öyküleri, dünyaca ünlü isimlerin portreleri ve İstanbul’un artık var olmayan yüzünü belgeleyen fotoğrafları, Güler’in 20. yüzyılın en önemli görsel tanıklarından biri olduğunu hatırlatıyor.

featured
Google'da Abone Ol
0
Paylaş

Bu Yazıyı Paylaş

veya linki kopyala

İstanbul’un kaybolan sokaklarını, sisli kıyılarını, balıkçılarını, işçilerini ve kalabalıklarını yalnızca fotoğraflamadı; bir şehrin belleğini gelecek kuşaklara bıraktı. Türkiye fotoğrafının dünyadaki en önemli isimlerinden Ara Güler’in 17 Ekim 2018’deki ölümünün üzerinden sekiz yıl geçti. Kendini “sanatçı”dan çok foto muhabiri ve görsel tarihçi olarak gören Güler’in milyonlarca karelik arşivi, bugün yalnızca İstanbul’un değil, 20. yüzyılın değişen dünyasının da benzersiz tanıklıklarından biri olmayı sürdürüyor.

Ara Güler’in fotoğraflarındaki İstanbul artık büyük ölçüde yok.

Galata Köprüsü’ndeki kalabalıklar, Haliç’in sisleri, kıyıda ağlarını onaran balıkçılar, eski kahvehaneler, arnavut kaldırımlı sokaklar, liman işçileri, vapurlar, çocuklar ve gecenin içinde beliren şehir siluetleri…

Güler’in objektifinde İstanbul bir kartpostal değildi. Şehrin merkezinde her zaman insan vardı.

Belki de bu nedenle, aradan geçen on yıllara rağmen onun İstanbul fotoğrafları yalnızca geçmişe duyulan özlemin görüntüleri olarak kalmadı. Kentin nasıl değiştiğini, neleri kaybettiğini ve hangi hayatların geride kaldığını gösteren büyük bir görsel arşive dönüştü.

Sinema hayaliyle başladı

16 Ağustos 1928’de Beyoğlu’nda dünyaya gelen Ara Güler’in ilk tutkusu fotoğraf değil, sinemaydı.

Gençlik yıllarında film stüdyolarında çalıştı; Muhsin Ertuğrul’un yanında tiyatro ve oyunculuk eğitimi aldı. Yönetmen ya da oyun yazarı olmayı düşünüyordu. Edebiyatla da yakından ilgilendi; genç yaşlarında öyküleri ve röportajları çeşitli yayınlarda yayımlandı.

Ancak hayatının yönünü fotoğraf değiştirdi.

1950’de Yeni İstanbul gazetesinde foto muhabiri olarak gazeteciliğe başlayan Güler, kısa sürede Türkiye sınırlarını aşan bir kariyere ulaştı. Time-Life, Paris Match ve Stern gibi dönemin etkili uluslararası yayınları için çalıştı.

Henri Cartier-Bresson ve Marc Riboud ile tanışmasının ardından Magnum çevresiyle kurduğu ilişki, fotoğraflarının dünyaya ulaşmasında önemli bir dönüm noktası oldu.

İstanbul’un değil, İstanbulluların fotoğrafını çekti

Ara Güler’in İstanbul fotoğraflarının gücü, şehrin anıtsal yapılarını göstermesinden gelmiyordu.

Onun İstanbul’unda Süleymaniye’nin önünden geçen bir işçi, Galata Köprüsü’ndeki balıkçı, vapur bekleyen insanlar ya da karanlık bir sokaktan yürüyen çocuklar en az şehrin mimarisi kadar önemliydi.

Güler için insanın olmadığı bir şehir fotoğrafı eksikti.

Bu bakış, bugün onun fotoğraflarını aynı zamanda güçlü bir toplumsal belge haline getiriyor. 1950’lerden başlayarak İstanbul’un geçirdiği büyük dönüşüm; yıkılan mahalleler, değişen kıyılar, kaybolan meslekler ve gündelik hayatın dönüşümü onun karelerinde izlenebiliyor.

Kendisine zamanla yakıştırılan “İstanbul’un Gözü” tanımı da esas olarak bu büyük görsel hafızadan doğdu.

Picasso’dan Hitchcock’a

Ara Güler’in objektifi İstanbul sokaklarıyla sınırlı kalmadı.

Pablo Picasso, Salvador Dalí, Alfred Hitchcock, Sophia Loren, Federico Fellini, Indira Gandhi ve Winston Churchill gibi 20. yüzyılın siyaset, sanat ve kültür dünyasına damga vuran pek çok ismi fotoğrafladı.

Türkiye’de ise Yaşar Kemal’den Aziz Nesin’e, Orhan Kemal’den dönemin başka önemli edebiyat ve sanat insanlarına uzanan geniş bir portre arşivi bıraktı.

Ancak ünlü isimlerin karşısında da yaklaşımı değişmedi. Güler için önemli olan kişinin şöhretinden çok, fotoğrafın içinde ortaya çıkan insandı.

“Fotoğraf tarih olayıdır”

Ara Güler kendisini bir fotoğraf sanatçısından çok foto muhabiri ve görsel tarihçi olarak tanımlamayı tercih ediyordu.

Fotoğrafın gerçeği kaydetme gücünü her şeyin önünde tutuyordu. Onun fotoğraf anlayışını kendi sözleri de açık biçimde ortaya koyuyordu:

“Sanat olmasına gerek yoktur fotoğrafın. Fotoğraf tarih olayıdır. Tarihi zaptediyorsun.”

Güler için fotoğrafın değeri kusursuz bir kompozisyondan önce, kaybolacak bir anı geleceğe taşıyabilmesindeydi.

Nemrut’u dünyaya gösterdi

Ara Güler’in foto muhabirliği yalnızca şehir ve portre fotoğraflarından oluşmadı.

Anadolu’da yaptığı çalışmalar, Türkiye’nin kültürel mirasının uluslararası alanda tanınmasına da katkı sağladı. Nemrut Dağı üzerine hazırladığı foto-röportaj bunların en önemli örneklerinden biri oldu.

Nuh’un Gemisi üzerine yaptığı çalışmanın fotoğrafları da uluslararası yayınlara ulaştı. Güler böylece Türkiye’yi yalnızca İstanbul üzerinden değil, Anadolu’nun insanları, coğrafyası ve kültürel mirası üzerinden de dünyaya taşıdı.

90. yaş gününde kendi müzesi açıldı

Ara Güler’in mirası bugün İstanbul’da kendi adını taşıyan müzede yaşamaya devam ediyor.

Ara Güler Müzesi, Ara Güler ile Doğuş Grubu iş birliğiyle kuruldu ve Güler’in 90. yaş günü olan 16 Ağustos 2018’de, kendisinin de katıldığı törenle Bomontiada’daki Tarihi Bomonti Bira Fabrikası’nda açıldı.

Müzenin ilk sergisi “Islık Çalan Adam”, Güler’i yalnızca fotoğrafçı kimliğiyle değil; edebiyat, sinema ve tiyatroyla ilişkisi bulunan çok yönlü bir hikâye anlatıcısı olarak ele aldı.

Aynı yerleşkede faaliyet gösteren Ara Güler Arşiv ve Araştırma Merkezi ise onun geride bıraktığı çok daha geniş bir mirası koruyor.

Merkezin koleksiyonunda fotoğraf arşivinin yanı sıra Güler’in fotoğraf makineleri, karanlık oda ekipmanları, kitapları, günlükleri, mektupları, yazışmaları, kişisel eşyaları ve sanat eserleri bulunuyor. Arşiv üzerinde dijitalleştirme, indeksleme, konservasyon ve restorasyon çalışmaları da yürütülüyor.

Ara Güler’in uzun yıllar yaşadığı ve arşivini sakladığı Galatasaray’daki Güler Apartmanı’nın ileride kalıcı müze adresine dönüştürülmesi de planlanıyor.

Fotoğraflarından öykülerine uzanan kitaplık

Ara Güler arkasında yalnızca milyonlarca fotoğraftan oluşan bir arşiv bırakmadı. İstanbul’dan Anadolu’ya, sinemadan portreye ve edebiyata uzanan önemli bir yayın külliyatı da oluşturdu.

Fotoğraflar, onun klasikleşmiş karelerinden geniş bir seçkiyi bir araya getirirken Ara Güler’in Sinemacıları, karşılaştığı sinema insanlarının portreleri üzerinden başka bir kültür tarihi kurdu.

Eski İstanbul Anıları, 1950–1990 arasında çektiği İstanbul fotoğraflarını bir araya getirdi. Bir Devir Böyle Geçti Kalanlara Selam Olsun ise Türkiye’nin kültür ve sanat hayatında iz bırakmış isimlerin portrelerini Güler’in metinleriyle buluşturdu.

Yüzlerinde Yeryüzü, Anadolu fotoğrafları üzerinden onun İstanbul dışındaki görsel hafızasını ortaya koyarken Yitirilmiş Renkler, renkli İstanbul fotoğraflarını bir araya getirdi.

Güler’in daha az bilinen edebiyatçı kimliğinin önemli örneklerinden biri ise Babil’den Sonra Yaşayacağız oldu. Kitapta Ermenice kaleme aldığı öykülerin çevirileriyle Türkçe yazdığı öyküleri bir araya geldi. Fotoğrafın arkasındaki hikâye anlatıcısını görmek isteyenler için kitap, Ara Güler külliyatının özel parçalarından biri.

Çetin Altan ile hazırladığı Al İşte İstanbul, bir gazete yazı dizisinden doğan İstanbul panoramasıydı. Yeryüzünde Yedi İz ise Bertrand Russell, Pablo Picasso, Salvador Dalí, Tennessee Williams, Marc Chagall, Louis Aragon ve William Saroyan gibi isimlerle karşılaşmalarını belgeledi.

Ara Güler’in kitaplığı ölümünden sonra da arşivinden hazırlanan yayınlarla genişlemeyi sürdürdü. Renkli Anadolu, 1957–2003 yılları arasında Anadolu’da çektiği renkli fotoğrafları, daha önce yayımlanmamış karelerin de bulunduğu bir seçkiyle okurla buluşturdu.

2026’da arşivinden yeni kareler gün ışığına çıktı

Ara Güler’in ölümünden sekiz yıl sonra bile arşivi yeni hikâyeler anlatmayı sürdürüyor.

Ara Güler Müzesi, 22 Nisan–11 Ekim 2026 tarihleri arasında düzenlenen “CANNES!” sergisinde Güler’in Cannes Film Festivali’nin 1950’lerin sonu ve 1960’lı yıllardaki döneminde çektiği fotoğrafları bir araya getirdi.

Serginin dikkat çekici yanlarından biri, arşivde bulunan bazı fotoğrafların ilk kez gün ışığına çıkarılmasıydı.

Festival salonlarından La Croisette’a, sinema yıldızlarından basın toplantılarına uzanan kareler, Güler’in İstanbul dışında kurduğu büyük görsel dünyanın daha az bilinen bir bölümünü ortaya koydu.

Bir şehir değişti, fotoğrafları kaldı

Ara Güler 17 Ekim 2018’de İstanbul’da 90 yaşında hayatını kaybetti.

Aradan sekiz yıl geçti.

Onun fotoğrafladığı İstanbul’un pek çok sokağı değişti, bazı yapıları ortadan kalktı, limanları dönüştü, meslekleri ve insanları kayboldu.

Ama fotoğraflarda hayat devam ediyor.

Bugün Bomontiada’daki müzesinde korunan fotoğrafları, makineleri, mektupları ve kişisel eşyaları; kitaplarda yaşamaya devam eden İstanbul’u, Anadolu’su ve insan portreleriyle Ara Güler’in bıraktığı miras tek bir fotoğrafçının arşivinden çok daha fazlasını anlatıyor.

Çünkü onun deklanşörüne bastığı anlarda artık var olmayan bir İstanbul, değişmiş bir Anadolu ve 20. yüzyılın insanları hâlâ yaşamaya devam ediyor.

İstanbul’un hafızasını çeken adam: Ara Güler’siz sekiz yıl
0

Tamamen Ücretsiz Olarak Bültenimize Abone Olabilirsin

Yeni haberlerden haberdar olmak için fırsatı kaçırma ve ücretsiz e-posta aboneliğini hemen başlat.

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

0/30 karakter