1. Haberler
  2. KİTAP
  3. Georgi Gospodinov’a mektup: Ölümden sonra açan çiçeğin adı Baba

Georgi Gospodinov’a mektup: Ölümden sonra açan çiçeğin adı Baba

Georgi Gospodinov, Bahçıvan ve Ölüm’de babasının hastalığına, ölümüne ve geride kalan hatıralara bakarken yasın en mahrem yerlerine dokunuyor. Nil Roya, kitabı kendi babasının yokluğundan okuyarak Gospodinov’a bir mektup yazıyor: “Önce babalarımızın çocukları oluruz; onlar gidince de hatıralarının bekçileri…”

featured
Google'da Abone Ol
0
Paylaş

Bu Yazıyı Paylaş

veya linki kopyala

NIL ROYA

Sevgili Georgi,

Bahçıvan ve Ölüm’ü bitirdiğimde elimde bir kitap değil; birinin uzun zamandır içinde taşıdığı ağır bir yükü nihayet önüme, masanın ortasına bırakmış olduğu duygusu kaldı.

Sanki sen o sayfaları yazarken bana da yanına oturmam için küçük bir yer açmışsın.

Sen babanın ölümünden söz ederken, ben kendi babamın yokluğunun yanına iliştim. Sen babanın bahçesinden geçerken, ben kendi çocukluğumun patikalarına döndüm.
Sen bir hatırayı ararken, ben kendi zihnimdeki başka bir kapıyı araladım.

Belki bu yüzden sana bir okur olarak değil; babasını kaybetmiş bir evlat olarak yazmak istiyorum.

Senin baban bahçıvanmış.
Benim babamın ellerinde de toprağın, kitabın ve hayatın izleri vardı. Bana dürüstlüğü, adaleti ve hakkaniyeti belletmişti. Ölümünden önceki günlerde onunla konuşurken, insanın kendi sonuna yaklaştığını sezmesinin nasıl bir şey olduğuna şahit oldum. Ölümün kapıya dayandığını bilmek başka şeymiş, o kapının gerçekten aralandığını görmek başka…

Sen kitabında ölümün yaklaşmasını anlatıyorsun. Hastalığın, sessizliğin, gündelik hayatın ritmine yavaş yavaş yerleşen o davetsiz misafiri…

En çok orada tutundum sana.

Çünkü ölüm, insanın hayatından birini alıp götürmekle kalmıyor; bildiğimiz kelimelerin anlamını da söküp yeniden yazıyor.

“Baba” mesela.

Babam hayattayken baba, dünyada bir yer tutan, sırtını dayadığın biriydi.
Sonra birdenbire bir hatıraya dönüştü.
Sonra bir sese. Bir öğüde. Bir bakışa.
Ve nihayet insanın kendi içinde taşıdığı, kimseye tam olarak anlatamadığı o gizli yere…

Senin “Bizi çocuk olarak hatırlayan son kişi de gittiğinde hâlâ var olduğumuz söylenebilir mi?” soruna uzun süre takılı kaldım.

Evet, varız.
Ama artık aynı insan olarak değil.
Çünkü babasının ölümünden sonra insan, kendi çocukluğunun da yetim kaldığını fark ediyor.
Bizi bizden önce bilen, ilk hâlimize şahitlik eden o tanık eksiliyor dünyadan. Ve insan, ilk defa kendi hikâyesini artık tek başına taşımak zorunda olduğunu anlıyor.
Yasın en derin, en sessiz tarafı belki de bu.

Hatırlamanın o tuhaf işleyişinden söz ediyorsun. Anıların paslanmış çarklarını döndürmekten… Hatırlarken bazı köşeleri temizlemekten, bazı yerleri belki de farkında olmadan yeniden inşa etmekten…

Aynısını yaşadım.

Babam gittikten sonra zihnimde hiç ummadığım ayrıntılar ışıldamaya başladı. Bazı küçük jestler, yarım kalmış cümleler, derin bakışlar… Yaşarken yanından geçip gittiğim ama önemini ancak yokluğunda kavradığım şeyler.

İnsan ölümden sonra sadece geçmişe değil, geçmişteki kendisine de bakıyormuş.
“Ben o gün bunu neden fark etmedim?” diye soruyor insan.
“Bunu son kez yaşadığımızı bilseydim, daha uzun sarılmaz mıydım?”
“Şu cümleyi biraz daha dikkatle dinleseydim…”

Ama sonra anlıyorsun: Hayat, veda vakitlerini haber vermiyor.

Belki de öğrenmemiz gereken şey bu:
Bir şeyin son kez olduğunu bilmeden sevebilmek.
Son kez konuştuğunu bilmeden konuşmak.
Son kez baktığını bilmeden bakmak.
Son kez o eli tuttuğunu bilmeden tutabilmek.

Senin baban bahçesinde yaşamış.
Ben kitabını okurken, bahçenin sadece topraktan ibaret olmadığını anladım. Bazı insanlar gittikten sonra arkalarında görünmez bir bahçe bırakır; kimi bir ev bırakır, kimi bir kitap, kimi bir zanaat, kimi çocuklarının kalbine kazınmış birkaç sağlam cümle…

Benim babam da bende böyle bir bahçe bıraktı.

Şimdi o bahçede bazen onun öğrettiği bir erdem büyüyor. Bazen bir hatıra, bazen derin bir özlem… Bazen de ölümün karşısında insanın elinden hiçbir şey gelmediğini kabul eden o sessiz teslimiyet.

Kitabını benim için kıymetli kılan şey de buydu: Sen ölümü açıklamaya çalışmaktan ziyade onu insanın yanına iliştiriyorsun. Ve sonunda belki de onunla aynı odada sessizce kalabilmeyi öğreniyorsun.

Biz farklı inançların, farklı coğrafyaların, farklı dillerin insanlarıyız Georgi. Sen babanın ardından başka bir kıyıdan bakıyorsun hayata, ben başka bir kıyıdan. Ölümün ötesine dair inancımın bana fısıldadığı başka hakikatler var.

Ama şaşırtıcı olan şu ki:
İnsan bazen cevaplarda değil, aynı sorunun karşısında durup susabilmekte buluşuyor.

“İnsan sevdiğini kaybedince ne olur?”
“Hatıra dediğin nerede saklanır?”
“Bir baba nereye gider?”

Sen bu soruları kendi bahçenden sordun, ben kendi evimden cevapladım. Cevaplarımız aynı değil belki ama acının bazı cümleleri tercüme istemiyor.

Bir babanın ardından susmak gibi.
Eski bir fotoğrafa uzun uzun bakmak gibi.
Onu hatırlatan küçücük bir nesneye rastlayınca kalbin ansızın sızlaması gibi.

Ve bütün bunların ortasında şunu fark etmek gibi:
Ölüm bir insanı bizden alıyor ama onun bizde bıraktığı izi derinleştiriyor.

Baban artık seninle aynı sokaklarda yürümüyor olabilir. Benim babam da.
Ama sen yazdıkça baban yeniden bir bahçeye dönüşüyor.
Ben hatırladıkça benim babam da içimde yaşamaya devam ediyor.

Evlat olmak biraz da bu galiba:
Önce babalarımızın çocukları oluruz; onlar gidince de hatıralarının bekçileri…

Sen bu kitabı yazarak sadece kendi babanın değil, bizim babalarımızın da hatırasına bir yer açmışsın.

Sana bu mektupla şunu söylemek istedim:
Okurken yalnız değildin, Georgi.

Sen babanın ardından konuşurken, dünyanın başka bir köşesinde başka bir evlat seni dinliyordu. Aynı sessizliğin içinde, kendi babasını düşünerek…

Bahçenden bana doğru uzattığın o dal için teşekkür ederim.
Ben de kendi bahçemden sana bir çiçek bırakıyorum.

Adı: Baba.
Ölümden sonra açanlardan…

Dostlukla ve sevgilerimle.

Georgi Gospodinov’a mektup: Ölümden sonra açan çiçeğin adı Baba
0

Tamamen Ücretsiz Olarak Bültenimize Abone Olabilirsin

Yeni haberlerden haberdar olmak için fırsatı kaçırma ve ücretsiz e-posta aboneliğini hemen başlat.

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

0/30 karakter