Jonathan Swift’in Gulliver’in Gezileri, ilk yayımlanışının üzerinden üç yüzyıl geçmesine rağmen dünya edebiyatının en tanınan eserlerinden biri olmayı sürdürüyor. Tam adı Travels into Several Remote Nations of the World olan kitap, 28 Ekim 1726’da Londra’da Benjamin Motte tarafından anonim olarak yayımlandı.
Swift, eserin yaratabileceği tartışmalar nedeniyle yazarlığını gizlemek için büyük çaba gösterdi. El yazısının tanınmaması için yaklaşık 100 bin kelimelik metni başka bir kişiye temize çektirdiği, kitabın son metninin ise yayıncıya gizlice ulaştırıldığı biliniyor.
Ancak sır uzun süre korunamadı. Kitap yayımlanır yayımlanmaz büyük ilgi gördü ve kısa sürede Jonathan Swift’in adı eserle birlikte anılmaya başladı. İlk baskının yaklaşık bir hafta içinde tükendiği, kitabın dönemin siyaset çevrelerinden çocuk odalarına kadar çok geniş bir okur kitlesine ulaştığı kayıtlara geçti.

Çocuk kitabından çok daha fazlası
Bugün Gulliver’in Gezileri denildiğinde akla çoğunlukla, Lilliput ülkesinde küçücük insanların arasına düşen dev Gulliver geliyor. Çocuk kitapları, çizgi romanlar, filmler ve televizyon uyarlamaları bu görüntüyü popüler kültürün en tanınan sahnelerinden birine dönüştürdü.
Oysa Swift’in yazdığı eser bir çocuk macerasından çok daha karanlık ve sert.
Kitap, cerrah ve daha sonra gemi kaptanı olan Lemuel Gulliver’in dört ayrı yolculuğunu anlatıyor. Gulliver bu yolculuklarda Lilliput, Brobdingnag, Laputa ve Houyhnhnmların ülkesi başta olmak üzere birbirinden tuhaf toplumlarla karşılaşıyor.
Swift, bu hayali ülkeler üzerinden kendi çağının siyasetini, din çatışmalarını, iktidar mücadelelerini, bilim dünyasını ve insanın kendisini diğer canlılardan üstün görme eğilimini acımasızca hicvediyor.

Lilliput’ta küçük insanlar, büyük iktidar kavgaları
Eserin en ünlü bölümü Lilliput’ta geçiyor. Gulliver burada yaklaşık 15 santimetre boyundaki insanların yaşadığı bir ülkeye düşüyor.
Ancak insanların küçüklüğü, ihtiraslarının da küçük olduğu anlamına gelmiyor.
Lilliputlular iktidar mücadeleleri yürütüyor, makam elde etmek için birbirleriyle yarışıyor ve son derece önemsiz görünen meseleler yüzünden düşman kamplara ayrılıyor. Yumurtanın hangi tarafından kırılması gerektiği üzerine yaşanan anlaşmazlığın savaşa dönüşmesi, Swift’in din ve siyaset adına yürütülen çatışmalara yönelttiği en ünlü hicivlerden biri haline geliyor.
Gulliver’in Brobdingnag yolculuğunda ise roller değişiyor. Bu kez Gulliver küçücük, karşısındaki insanlar devasa. İngiltere’nin siyasi ve askerî düzenini gururla anlatan Gulliver, Brobdingnag Kralı’nın gözünde uygar dünyanın temsilcisi olmaktan çok şiddet ve yozlaşmanın sözcüsüne dönüşüyor.

1726’dan yapay zekâ çağına
Kitabın bugün yeniden dikkat çeken bölümlerinden biri ise uçan ada Laputa.
Laputa ve çevresindeki bilim insanları gündelik hayattan kopmuş deneyler yürütüyor. Salatalıktan güneş ışığı çıkarmaya çalışıyor, işe yaramayan icatlarla uğraşıyor ve insan aklının her problemi çözebileceğine inanıyorlar.
Eserde ayrıca tellerden, kollardan ve kâğıtlardan oluşan bir düzenek aracılığıyla felsefe, şiir, siyaset ve matematik üzerine metinler üretilebileceği düşünülüyor.
Üç yüz yıl sonra bu bölüm, üretken yapay zekâ ve insan yaratıcılığı üzerine yürütülen tartışmalarla birlikte yeniden okunuyor. Trinity College Dublin’deki 300. yıl sergisinin küratörlerinden Prof. Aileen Douglas da günümüzde yapay zekâ tarafından yerinden edilmekten endişe eden okurlar açısından Swift’in insan aklına ve ilerleme fikrine yönelik hicvinin yeniden güçlü biçimde karşılık bulduğuna dikkat çekiyor.
Gulliver sonunda insanlardan uzaklaşıyor
Swift, kitabın son bölümünde hicvin dozunu daha da artırıyor.
Gulliver, akıllı ve düzenli atlardan oluşan Houyhnhnmlar ile vahşi ve saldırgan insan benzeri Yahooların yaşadığı bir toplumla karşılaşıyor. Burada insanın kendisini uygar ve akıllı bir varlık olarak tanımlamasının ne kadar tartışmalı olduğu sorusu ortaya çıkıyor.
Yolculuğun sonunda Gulliver’in insanlığa bakışı öylesine değişiyor ki kendi türüne karşı yabancılaşmaya başlıyor. Böylece başlangıçta fantastik bir seyahat hikâyesi gibi görünen eser, insan doğasına ilişkin oldukça karanlık bir sorgulamaya dönüşüyor.
Dublin’de 300. yıl sergisi
Gulliver’in Gezilerinin 300. yılı, Swift’in öğrencisi olduğu Trinity College Dublin başta olmak üzere İrlanda’da düzenlenen sergi, konferans, konser ve etkinliklerle kutlanıyor.
Trinity College’ın tarihi Old Library binasındaki Long Room’da açılan “Gulliver at 300” sergisinde üniversitenin geniş Swift koleksiyonundan seçilen eserler yer alıyor.
Sergide ilk dönem baskılarından gravürlere, pop-up kitaplardan çizgi romanlara kadar Gulliver’in Gezilerinin üç yüzyıl boyunca geçirdiği dönüşüm izlenebiliyor. Koleksiyonda 1976 tarihli bir Marvel çizgi romanının yanı sıra, 1761’de Dublin’de basılan ve günümüze ulaştığı bilinen tek nüsha olan kısaltılmış bir baskı da bulunuyor.
Trinity College’ın koleksiyonunda eserin yüzlerce farklı baskısı ve uyarlaması bulunuyor. Kitabın ilk yayımlandığı günden bu yana baskısının hiç tükenmediği belirtiliyor.
Üç yüzyıl boyunca çocuk kitabına, çizgi romana, sinema filmine ve televizyon yapımına dönüşen Gulliver’in Gezileri, bütün bu uyarlamaların altında hâlâ aynı rahatsız edici soruyu saklıyor: İnsan gerçekten kendisini düşündüğü kadar akıllı, uygar ve üstün bir varlık mı?
300 yıl sonra Swift’in hicvinin hâlâ güncel görünmesinin nedeni de belki tam olarak burada yatıyor.



